19 Ocak 2013 Cumartesi

Ne Olur Geri Dönme!




Önce Taksim'deydi. Beyoğlu'nda, İstiklal Caddesi'nde pek de ortalıkta olmayan duvarlarda gördüm:
"Ne olur geri dönme!"
Sonra Nişantaşı'nda gördüm aynısını. En afilli duvarı bile acısıyla tarumar edecek kadar acayip bir cümle gibiydi:
"Ne olur geri dönme!"
Büyük harflerle, şehre sığamayan büyüklükte.
"Buralarda bir çocuk herhalde" dedim. "Kendi kendine çekmek istiyor acısını ve söylüyor bunu şehirde yürümekte olan sevgilisine."
Sonra işler değişti. Maslak'ta, ki uzaktır Nişantaşı'na, oto sanayiinin duvarında gördüm aynı yazıyı, aynı harfler, aynı yazımla:
"Ne olur geri dönme!" 
Ne oluyor? Biri, bir genç adam muhakkak, şehrin duvarlarına kaydetmeye mi karar verdi acısını? Şehrin duvarlarını çize çize mi katlanıyor yalnızlığa? Çünkü sadece Avrupa yakasında değil, Anadolu yakasında da:
"Ne olur geri dönme!"
Büyük harflerle, kendine sığmayan büyüklükte...
Alışır insan. Alıştığı, alışmaya başladığı anı da bilir üstelik. Gidenin yokluğuna alışmaya başladığını, bir hastalığın nekahet dönemine girdiğini bildiğin gibi bilirsin. Ve ondan sonra esecek bir rüzgâr, çalacak bir telefon, gecenin bir yarısı pişman olmuş biri beliriverdiğinde kapıda... En baştan, ta en baştan başlamak zorunda kalırsın hummaya. O yüzden işte, bir gün bir anda artık istemez olursun, geri gelmesini hiç istemez olursun. Giden bir kere gitmiştir çünkü. Bir kere giden ne kadar geri gelse gelmez. Gelişi bir türlü dikiş tutturamaz. Bu yüzden içinden, çok içinden yalvarmaya başlarsın:
"Ne olur geri dönme!"
Artık geri dönme...
İtalo Calvino'nun bir hikâyesidir. Âşık olduğu sevgilisinin her anını fotoğraflamaya karar verir adam. Giderek bir saplantıya dönüşür bu. O kadar çok fotoğraf çekmeye başlar ki, sonunda kadın bıkar ve gider. Bu kez adam, kadının yokluğunun fotoğrafını çekmeye başlar. Kadın "her yerde olmadığı" için her şeyin ve her yerin fotoğrafını çekmeye başlar adam, her anın fotoğrafını. Giderek kadının yokluğu, var olan her şeye yayılmaya başlar böylece. Onun gibi bir şey işte. O yüzden bir genç adam da elinde kara bir boyayla dolaşıyor İstanbul'da bugünlerde. Her yere yazıyor:
"Ne olur geri dönme!"
Belki önce kızın geçme ihtimali olan yerlere yazıyor. Sonra biraz düşününce başka yerlere. Sonra geceleri aklına geliyor kızın şehrin herhangi bir yerinde, orasında ya da burasında olabileceği, şuraya ya da buraya işinin düşebileceğini. Gidip oralara da yazıyor:
"Ne olur geri dönme!"
Bunun ne acıklı olduğunu, ne korkunç bir alışmak olduğunu biliyor adam. Peki kadın biliyor mu? Adamın nasıl bir isyan ve inatla ağulu aşkı başından kovmaya çalıştığını? Geri dönse adamın yeniden bütün şehri dolaşacağını... Bütün şehri dolaşıp tek tek o yazıların üzerini daha da kara bir boyayla kapatmaya çalışacağını... Hayatın maskarası olduğunu düşünüp düşünüp enayiliğine ağlayacağını... Şimdi, bugün, hayatın karşısında böyle maskara olmamak için bağıra bağıra yazdığını o cümleyi:
"Ne olur geri dönme!"
Ve bunun dünyanın en güçlü geri dön çağrısı olduğunu...
İstanbul'da genç bir erkek, bugün, delirircesine istiyor bir kadının geri dönmesini. Şehir duvarlarının manşetlerine taşıyor bunu. O adama işte, kolay gelsin diyorum...


Ece Temelkuran
Milliyet, 2007

21 yorum:

  1. O adama bencede kolay gelsin, işi çok zor :S

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Obsesiflik kötü bir şey. :)

      Sil
  2. Bunu daha önce okumuştum sanırım bir yerde. yada bilmiyorum dejavu oldum sanırım.
    Bunun bir benzerini de "ne olur çık aklımdan" adı altında okumuştum. İşin ironik tarafı da ondan kaçmak için bile ondan kalan tüm izleri şehrine saçman değil mi ?
    Böyle insanların geceyi sevdiğini düşünürüm hep , çünkü hep geceleri dökerler sevdalarını sokağa gökyüzünün yalancı mavisine rağmen..
    ve sezen abla fısıldar oradan ;

    "Alışırım zannettim yokluğundan acılanmam
    Vazgeçmek zor senin o büyülü tuhaf sıcağından
    Dön demeye utanırım zavallı korkularımla
    Arkasına saklandığım gururumdan "

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açtım dinliyorum şu an :)
      Aslında kaçmıyor, Temelkuran'ın dediği gibi dünyanın en güçlü geri dön çağrısı..
      Nasıl bir alışkanlıktır ki bu..

      Sil
  3. resime bayıldım.ece temelkuran sağlam yazıyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pek takip ettiğimi söyleyemem ama bazı yazıları beni de çok etkiliyor.

      Sil
  4. Güzel bir paylaşım olmuş,beğendim:)

    YanıtlaSil
  5. Ece temellıran evet evet..resim cok hoşuma gitti cok hemde
    Blogunu sevdım arkadaş olalım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olalım tabii Sevgili Depresif Polyanna. İzlemeye aldım bile çoktan. :)

      Sil
  6. Gel dediysem işit beni...
    Bu, "ölüyorum" demektir bir çok alfabede,
    Hangi alimi ulema, ya da vasıfsız adam varsa
    Bu onların dilinde küfürdür, anlayana...

    http://izbedenses.blogspot.com/p/videolarm.html

    Gel dediysem işit beni diye bir video var. Dinlemelisiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemen dinliyorum.
      Çok teşekkür ederim yorum için.

      Sil
    2. Size harika bir hikaye oneriyorum

      Sil
  7. yazı çok garip bir şey. ben ece temelkuran'ı her popüler şey gibi sevmemeyi seçtim. bu yazının ana fikrini de sevmedim fakat cümleleri nedense hoşuma gitti. adını okuyunca da çok şaşırdım. yalan söylemenin manası yok.

    unutmak denen şey 'bence' mümkün değil fakat önüne gerçekten ve sırtını tamamen arkaya dönmüş olarak bakabilen insanın hayatını yaşaması kadar doğal bir şey yoktur. ayrıca unutmak mümkün değil kısmı da öyle kapanarak gidiyor ki insan sadece saygı duyulacak ya da hatırlanıp, yitirilmiş olduğunu anlayacak bir şey buluyor elinde. nefret, sinir gibi duygular da geçiyor. o zaman ne olur geri dönme de demiyorsun. o zaman sinirlenmiyorsun da.

    sonrası iyilik, güzellik. insanlar gerçekten zorla kötü yapıyorlar kendilerini. ben şu güne kadar sadece bunu öğrendim. geçmişteki kötü şeyleri olmamış gibi yapmak zorunda değiliz, her şeye çok olumlu bakmak zorunda da değiliz. sadece şunu söylüyorum: yeni ve güzel şeyler hep mevcut. denersin ya da denemezsin sana kalmış. bir kere de aşık olmuyor insan, asla. belki bir kere olma hakkını kullanabilirsin, o ayrı.

    ve her zaman için acıyı anlatmak mutluluğu anlatmaktan kolaydır. şairlerin, şarkıcıların hepsi ebedi mutsuz gibilerdir. belki öyle olanları da vardır ama değil işte. ben de hüznü anlatmayı daha çok seviyorum mesela. hatta şu sıralar olduğu gibi, kafam çok boş ve rahatken bile kendi kendime kahramanlar üretip hüzünlü öyküler oluşturmaya çalışıyorum. araya elimden geldiğince umut katıyorum.

    saf acı ve unutamama duygularını bu kadar bastırarak anlatmak kötü işte. en azından ben öyle düşünüyorum.

    istediğin sürece mutlu olma olasılığın ve şansın var. arada yaşadığın tüm acılar ve kaçak düşüncelerin de sana kalıyor işte. orası kötü. ona bir şey demeyeceğim.

    bu aralar yazı yazmıyordum, piyango sana patladı efendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle piyango hoş gelsin sefa gelsin.
      Öncelikle tüm samimiyetimle teşekkür ediyorum düşüncelerin ve aktarımın için.
      Ekleme yapacağım pek bir şey yok. Ben de anti-popülist biri olduğumu düşünürüm hep, bu yazısını okuduğumda Temelkuran'a ait olduğunu bilmiyordum. Hikayesi de kelimeleri dizişi de ilgimi çekti.
      Tabii ki her şey düşünebildiğin kadar. Mutlu olmayı istemekle mutluluğa adım atılabiliyor. Fakat bazılarımızın düşüşü de kaçak düşünceleri de anlık olmuyor; hep düşüyor ya da hep kaçıyor. Söz konusu Geri Dönme müptelamız, acısını yaymak istemiş. Belki de hiçbir zaman mutlu biri olmamıştı.
      Yalnızlık paylaşıldığı zaman, gidenin ardından atlatılması oldukça zor.
      Bir de geriye kalan bolca fotoğraf kareleri var ki, bu adam ne yaşarsa hakkı.

      Sil
    2. şüphesiz ki öyle. hep düşmek, hep kaçmak da var. yenmek de senin elinde, devam ettirmek de.

      asla 'niye böyle yapıyor?' demem. sadece sonuçlar çıkartmak zevkli oluyor. adamın yaptığı şey bence çok güzel. içerik olarak değil. içinden gelen bir şeyi böyle içinden gelerek yapmak kadar mutluluk veren bir şey olabilir mi?

      yalnızlık paylaşıldıkça büyüyor, çok haklısın. kabuğuna çekildiğin zaman yapıyorsun ne yapıyorsan. iyi ya da kötü, mutlu ya da mutsuz. neyse. senin de paylaştığın şu şarkıyı çok severim, o anlatıyor her şeyi: http://fizy.com/#s/1k1gwx

      tüm samimiyetimle rica ederim. ben sevdim senin yazılarını, uğrarım elimden geldiğince.

      Sil
  8. duvarlar aynı..yıkılmamış duvarlar..
    korku duvarları,endişe duvarları
    ve heves duvarları..
    önce büyük harflerle 'seni seviyorum'
    yazılan 'sonra'larda çok daha
    büyük harflerle 'GERİ DÖNME'yazılan..
    siz aşk duvarıydı deyin
    istediğiniz kadar!
    Hiç aşk duvarı zıt manalı cümleleri
    taşıyabilir mi?
    ya da yıkılır mı?

    ve bence de,
    GERİ DÖNMESİNLER!!!!!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. korkarım ki en kötüsü, kendi duvarlarımız.

      birbirinden güzel bu 3 değerli yoruma ne diyeceğimi bilemedim.. kafamı toparlayabildiğim zaman özellikle kelimelerini okumaya geleceğim.

      Sil
  9. yokluğunun fotoğraflarını çekmek... buruk ama ince.

    YanıtlaSil
  10. Öykünün adını yazarsanız çok sevinirim

    YanıtlaSil