9 Ekim 2014 Perşembe

Sor bakalım neredeyim

Boğazıma kadar boka batmışken bir umuda sarıldım Kafka'yı hiçe sayarak.
Bizim gibiler için de umut olmalıydı. Ayaklarım öyle nasır tutmuş ki gidememekten, tüm ihtimaller buzdan soğuk. 
Bir adamın koynunda uyudum da, bir sus payı bırakamadım anlayacağın. -Burada rengarenk bir ev var-
Bu sorguların hiç mi sonu yok? Kendime uzansam hayattan eksiliyorum. Hayata uzansam kalabalığa boyanıyorum; bunca yıl bıçak bileyip kaçtıktan sonra bu insan saçmasından üstelik.
Önce bir babanın saçlarımı okşamasını kaçırıyorum. Sonra hiçbir erkek bir baba olamıyor benim için ki, kimseyi tüm benliğimle sevemiyorum. Yaşama konusundaki beceriksizliğim masada meyve tabağı kalıyor bunun yanında. 
Son kıyametten sonra bile sevginin kellesini vurmuyorum ama. Düşün. O kadar gücüm var hala. Ellerim sıcak diyip, bir cehenneme daha gömülüyorum hep olduğu gibi.
Ne yapsam olmuyor anlayacağın. Sebep sonuçlarda yaşantıların rengi değişiyor hiç istemediğim sahnede. Bunca çığlığım yerine otursa da kötülüğe dair ne kadar üçleme varsa cadının süpürgesine binip bilinmeyen krallığa gidiyor. 
Wristcutters A Love Story'da Eugene (Shea Whigham)'nin arabasındaki o koltuğu hatırlar mısın? Altına ne kaçsa kaybolurdu, karanlık bir döngü görseliyle, alakasız bir sahne oluverirdi filmin içinde de beni hep aynı etkilerdi.
Bu dünyada ne kaldıysa sizin olsun. Ben koltuğun altına yanlışlıkla düşüp, sonsuza kadar yok olmak istiyorum. 
Özlem'e göre benim için hala umut var. Aslına bakarsan bazen ben de öyle hissediyorum; içten içe. Ben her bazen Özlem için de öyle hissediyorum.
Fakat her kurgudan sonra bedel ödeyenin kendi gözlerim olması tüm bazenleri kapı dışarı ediyor. Sessizliğim anlatmıyor, anlatamıyor. Bitkinlikten de ancak bu kadar çıkabiliyorum. Çabam takdire değmiyor da, ben, benim işte.
Duvarlarımın ardında vazgeçmekten başka bir yol da var belki. Anlatması zor. Kaçmak istiyorum en çok. Bazen kaçmaya bile fırsat vermeyecek kadar uzak kalıyorum hatta. Uzak kalamadığım noktalarda da bir şeyler anlatırlarken derin bir pesimist manzarada başka diyarlara yelken açıyorum. Alkolün bakıcılığına gerek kalmıyor çoğunda. Yitişin kollarına nasıl da yumuşak düşüyorum bi' görsen. 
Aslında genel bir portre istiyorum bu dünyadan anlıyor musun? Benim nerede olacağıma dair. Arayışıma dair bir portre istiyorum. 
Fırçayı verin Tanrı'ya.
Sürüklenmeye devam.



20 yorum:

  1. Hımm... (Diyecek bir şey bulamadım.)

    Güzel bir betimleme olmuş eline sağlık.

    YanıtlaSil
  2. bazen bir netlik isteriz olası tuzaklardan artık uzaklaşmak ya da onlara artık düşmeyi bilmek gibi, öngörüsü yüksek, temkinli, hemen yitirmeyen, kendinle ve hayatla aynı paralellikte olan bir insan profili ile yola devam etmek isteriz...
    bu sıraladıklarım üstüme giymekten usanmadığım, paçavraya dönüşmüş bir elbiseyi andırıyor, elbise eskidi yani çıkarımlarım, bildiklerim eskimeye yüz tuttu ama ben hala yaşarken tökezlemekteyim, hep başa sarmaktayım..
    yaşamak zor, ben ne kadar optimist olsamda dünya pesimist..
    umarım anlatabildim seninle karşılaştığımız o yolda hep olduğumu,

    ben de çok özledim yazılarını..:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bile bile ladesine.

      Buralarda olman öyle güzel ki.

      Sil
  3. ben o koltuğun altına düşüp kaybolmadan önce iz bırakmak istiyorum , resme başladım bu sayılırmı :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayılmaz mı!
      Ama çizimleri blogta görelimmmm

      Sil
  4. o koltuktan ben de istiyorum , iyi yazı bazen koşar gibi hızlı , bazen okyanus dibi gibi durgun...

    YanıtlaSil
  5. bilirsin emi, sicili kabarık olanlanın esirgenir istekleri..

    YanıtlaSil
  6. "depremler oluyor beynimde.."
    http://www.youtube.com/watch?v=6wIfAQtoatg

    YanıtlaSil
  7. Öldün mü, nefes alıyor musun özge'ce ?
    Bir mezarlıktan kopan boğuk bir sesin titreşimleri kulaklarımda usul usul, sık aralıklarla. Sesin geldiği yerle köşe kapmaca oynuyorum; kulaklarım ısrarcı. Elimde bir petrol lambası, güneşin yüz çevirdiği bir karanlık kara parçasında 'O' sesi pusula yaparak, en en sonunda bulacağı(z). Belli mi olur, zamanı ne kadar alır; güneş bile yüzünü gösterir pusulanın iğnesine. Sonrası ruh kamaşması...Bekle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zamanı oldukça ertelemiş ama hâlâ "bilen" iki dost olarak, değişmezliğimize karşı sonsuz bir sevgi besliyorum.
      Geldin de ne iyi ettin.

      Sil