Saat 00.24,
ay ışığının denizde seyrettiği yolu adımlamaya koyuldu düşlerimiz
bu Ocak akşamında.
tüm o karanlık ufuk çizgisinde
ay tam da yer edinmiş sallanıyorken
tepemizdeki park salıncağında
seninle buluştuk.
önce baktın;
tahterevalli eşiğinde kaldı bilincimiz
sonra öptün;
kaydırakta döndü evren
sonra sevdin;
çocuk gülüşmelerini duyduk o vakit.
sevdik, sevdik, sevdik..
elimizde şarabın yıllanmış tadı
dudağında kırmızı rujumun kalıntısı,
öylece yürüdük denizin üstünde
martı misali.
sevdik, sevdik, sevdik..
el eleydik
dalgalar hırçındı
tutku biçemi bozdu
mavilerse geceye koz
seviştik, seviştik, seviştik..
http://fizy.com/#s/1d3b6m
31 Ocak 2012 Salı
25 Ocak 2012 Çarşamba
Emilia: e
Burç: b
e: Sence birini neden severiz?
b: Birini severiz çünkü eksik yanımızı doldurur. Mesela mutsuz olan insanlar sesleri enerjili, sürekli gülen insanları başka severler, çünkü en dipte olduklarında sesleriyle pozitifliğe çevirebilirler. Mutlu insanlar da mutsuz kişileri daha cazip bulur mesela, ne biliyim çeker onları o kişiler.
e: Kommensalizm burada da kendini gösteriyor yani. Peki sence neden değer veririz?
b: O da saygı duymakla başlar. Yaptığı işe, okuduğu şeylere, dinlediği müziklere, giyindiği kıyafetlere, konuşma tarzına, bakış açısına, konumuna öyle bir saygı duyarsın ki, hayatında hep olmasını istersin, bu da değeri getirir. Çünkü gururlandırır seni onunla konuşmak, tanımak vs.
e: Bence sen Victoria Secret'a katılmalısın, Fashion sana göre değil. Böyle haydi eller havaya falan. Baksana şunlara nasıl eğleniyorlar. Hem poz verirken kasılıyorsun ya, öyle bir sorunun da olmaz.
b: Bence de. Vücut ölçülerim oraya uyuyor zaten Türkiye'deki standartlara göre zayıfım ben :/ Bok.
e: Diyorum buraya ait değiliz.
b: O zaman Yiğit kapıma dayanır da bakmam. Hatta Kıvanç Tatlıtuğ gelir ayy sen kimsin be salak derim.
e: Düşündüm de Emrahsız bir hayat olmaz.
b: Bateri lazım.
e: Bateri şart. Bir de kol lazım ama.
b: Emrah'ın kollarını da alırız yanımıza
e: Bence de.
b: Bence de.
..
şeklinde söyleyişler
Düşünüldüğü üzere böyle bir psikolojiyle sabah 8 civarı anca uykuya dalabildik.
Burçin'in kurduğu o cümleler, son zamanlarda duyduğum en doğru cümlelerdi.
O, iyi ki var.
Benim daimi dostum.
Gülme kaynağım. Şebek suratlım.
a.g.b.s.m.
Burç: b
e: Sence birini neden severiz?
b: Birini severiz çünkü eksik yanımızı doldurur. Mesela mutsuz olan insanlar sesleri enerjili, sürekli gülen insanları başka severler, çünkü en dipte olduklarında sesleriyle pozitifliğe çevirebilirler. Mutlu insanlar da mutsuz kişileri daha cazip bulur mesela, ne biliyim çeker onları o kişiler.
e: Kommensalizm burada da kendini gösteriyor yani. Peki sence neden değer veririz?
b: O da saygı duymakla başlar. Yaptığı işe, okuduğu şeylere, dinlediği müziklere, giyindiği kıyafetlere, konuşma tarzına, bakış açısına, konumuna öyle bir saygı duyarsın ki, hayatında hep olmasını istersin, bu da değeri getirir. Çünkü gururlandırır seni onunla konuşmak, tanımak vs.
e: Bence sen Victoria Secret'a katılmalısın, Fashion sana göre değil. Böyle haydi eller havaya falan. Baksana şunlara nasıl eğleniyorlar. Hem poz verirken kasılıyorsun ya, öyle bir sorunun da olmaz.
b: Bence de. Vücut ölçülerim oraya uyuyor zaten Türkiye'deki standartlara göre zayıfım ben :/ Bok.
e: Diyorum buraya ait değiliz.
b: O zaman Yiğit kapıma dayanır da bakmam. Hatta Kıvanç Tatlıtuğ gelir ayy sen kimsin be salak derim.
e: Düşündüm de Emrahsız bir hayat olmaz.
b: Bateri lazım.
e: Bateri şart. Bir de kol lazım ama.
b: Emrah'ın kollarını da alırız yanımıza
e: Bence de.
b: Bence de.
..
şeklinde söyleyişler
Düşünüldüğü üzere böyle bir psikolojiyle sabah 8 civarı anca uykuya dalabildik.
Burçin'in kurduğu o cümleler, son zamanlarda duyduğum en doğru cümlelerdi.
O, iyi ki var.
Benim daimi dostum.
Gülme kaynağım. Şebek suratlım.
a.g.b.s.m.
24 Ocak 2012 Salı
Geceye bitap düşen bir gece daha doğurur ya, öyle.
Gökkuşağı bile yapayalnızken.. Ah evet biliyorum. Yeşeren hayatı taçlandıran çiçeklerin tazeliğinin pek de sağlam olmadığını. Biliyorum o lanet günlerin ardına saklanmış yanıtsız sevmeleri, korkuları, özlemleri..
Malumunuz, yaşantılarınızda güzelden geriye bir ad kalır bayım. Odalarda hapsolmuş beyaz çarşaflar bir de.
- Beyaz dediysem, malumunuz, bayım.
Karışıklıkların nedeni hayatın önümüze zorla dayattığı sorumluluklardan ne halde çıkabildiğimizle alakalı.
- Malubiyetlerimiz bayım.
Otoparkla, düğmesi bozuk otobüsle, notları sikimsonik hocalarla ya da, ya da'sı çok bayım. Tüm bunların, düzenin, standartların, karanlık ormanların, gündüzlerin, gecelerin en çok da gecelerin savaşlarıyla ne kadar başaçıkabildiğinizle, onları içinize ne kadar sığdırabildiğinizle, ne kadarına bıçak tutabildiğinizle alakalı.
-Bu yüzden sürekli gidilir ya bayım..
Hiçbir yere varayamayacağınızın bilincini sırtınızda taşıyarak gidersiniz. Her belirsizlikle, her gidişinizde varacağınız yalnızlıkla ne halt edeceğinizi hesaplamadan öylece gidersiniz. Unutursunuz sonraları, bu yokoluş perdelerinde oyuk danteller çıkar; kan kırmızı belki de.
Bir bakmışsınız endişeleriniz, korkularınız "malubiyetleriniz" tek yoldaşınız kalmış,
-Geride bayım!
(Geride.
Gerideyse niye içimde?
"Geride" diyor bir ses.
Düşünüyor düşünüyor düş'e kalıyorum.
Burası sessiz..)
..
Böyle işte, bazen tanımlandıramıyor insan. Tanım diyor ":" koyuyor, olmuyor, kaçıveriyor dudaklardan o üst üste binmiş iki noktanın yanı.
Çektiğim bu acı gibi, onu neden sevdiğimi cevaplandıramadığım gibi kaçıveriyor işte. İki dişimin arasından, dilimin yuvarlağından, ses tellerimin arkasından. Öylece.
Bir de bazıları, martıların hiçlik için cesaret şarkıları söylediğini düşünürler, üstelik gülümserler. Böylelikle sabahları ısınır o insanların.. Değer verirler, değer bilirler, severler bayım. En çok da severler. Anlamıyorum, onca dağ tepe aş, başka bir dağın eteğine yerleş, mücadele masturbasyonların içini delsin, git tüm kalbinle birini sev. Olacak iş mi?!
-Susun bayım.
Gülüşleriniz uykularımı bölüyor.
Malumunuz, yaşantılarınızda güzelden geriye bir ad kalır bayım. Odalarda hapsolmuş beyaz çarşaflar bir de.
- Beyaz dediysem, malumunuz, bayım.
Karışıklıkların nedeni hayatın önümüze zorla dayattığı sorumluluklardan ne halde çıkabildiğimizle alakalı.
- Malubiyetlerimiz bayım.
Otoparkla, düğmesi bozuk otobüsle, notları sikimsonik hocalarla ya da, ya da'sı çok bayım. Tüm bunların, düzenin, standartların, karanlık ormanların, gündüzlerin, gecelerin en çok da gecelerin savaşlarıyla ne kadar başaçıkabildiğinizle, onları içinize ne kadar sığdırabildiğinizle, ne kadarına bıçak tutabildiğinizle alakalı.
-Bu yüzden sürekli gidilir ya bayım..
Hiçbir yere varayamayacağınızın bilincini sırtınızda taşıyarak gidersiniz. Her belirsizlikle, her gidişinizde varacağınız yalnızlıkla ne halt edeceğinizi hesaplamadan öylece gidersiniz. Unutursunuz sonraları, bu yokoluş perdelerinde oyuk danteller çıkar; kan kırmızı belki de.
Bir bakmışsınız endişeleriniz, korkularınız "malubiyetleriniz" tek yoldaşınız kalmış,
-Geride bayım!
(Geride.
Gerideyse niye içimde?
"Geride" diyor bir ses.
Düşünüyor düşünüyor düş'e kalıyorum.
Burası sessiz..)
..
Böyle işte, bazen tanımlandıramıyor insan. Tanım diyor ":" koyuyor, olmuyor, kaçıveriyor dudaklardan o üst üste binmiş iki noktanın yanı.
Çektiğim bu acı gibi, onu neden sevdiğimi cevaplandıramadığım gibi kaçıveriyor işte. İki dişimin arasından, dilimin yuvarlağından, ses tellerimin arkasından. Öylece.
Bir de bazıları, martıların hiçlik için cesaret şarkıları söylediğini düşünürler, üstelik gülümserler. Böylelikle sabahları ısınır o insanların.. Değer verirler, değer bilirler, severler bayım. En çok da severler. Anlamıyorum, onca dağ tepe aş, başka bir dağın eteğine yerleş, mücadele masturbasyonların içini delsin, git tüm kalbinle birini sev. Olacak iş mi?!
-Susun bayım.
Gülüşleriniz uykularımı bölüyor.
20 Ocak 2012 Cuma
19 01 2007-idi
Yanlış hatırlamıyorsam Can Dündar'ın dediğine göre, Hrant Dink, gelen tüm tehditlerden dolayı ona Türkiye'yi terketmesi gerektiğini söyleyen tanıdıklarına, "bu ülkenin bana zarar vereceğine inanmıyorum" diyip sevdiği "ülkesinde" yaşamayı tercih etmiştir. Bu ülke ki Trabzon'da 5 kişiye 2000 kişinin saldırdığı insanların bulunduğu ülke, bu ülke ki, o 2000kişi içinden seçilmiş kişilerin serbest bırakıldığı fakat o 5 kişiden 2 sinin tutaklandığı ülke, bu ülke ki düşünen öğrencileri içeri tıkan bir ülke, bu ülke ki Uğur Mumcu'yu, Abdi İpekçi'yi ve nicelerini kahpece öldüren sözde insanlarla dolu bir ülke.. Bu ülke ki, düşünen gazeteciliği bedenen öldürmeye kalkan bir ülke..
Ölümünün 5. yılı. "Hepimiz Hrant'ız" demiştik 2007'de. 2012 oldu yine bir şey değişmedi.. Bilindik filmler yine gösterime giriyor, kapalı gişe hasılatıyla.. İmajını ... Türkiye(!)
Akabinde bilelim, bildirelim diye 5 bölümlük bu videoları izleyin derim; http://www.dailymotion.com/video/xbxiu3_hrant-dink-19-ocak-tan-19-ocak-a-1_news
14 Ocak 2012 Cumartesi
denize gidip dönen mavilerin bire indirgenen üçlüğü
yalanlı dolanlı alçak doğruca yaşanmamış bir
bir gözsüz kulaksız elsiz ayaksız güdük bir gün
bütün yitiklerim karalarım üstüste üstüste bütün karışıklığım
gelip geçtiğim macera şu kadar binler yıllık
şu kadar binler yıllık karalarım karışıklığım üstüste
usul usul insan insan ölüm ölüm üstüste
şu kadar güneş şu kadar su şu kadar su yılanı şu kadar düzen
ben sebepliyim denizlere aylara kavgalara umursuzluğa
bir maviyi durup dururken birine benzetiyorum
bir balığın ağzını anıyorum durup dururken
serinliyorum
ben üç yer tasarlamıştım üçü de sana bana uygun
biri günebakanlarda biri otuz yaşta birini sorma
birini sorma gün gelir ben söylerim
daha usta olurum daha yiğit o zaman söylerim
bu kırgın karanlığı bir ışıtalım ilkin
yeniden şehirler kuralım şimdikilerine benzeyen
baştan başlayalım susamlara ekmeklere denizaşırılarına
sevmelere
gidip dönelim
belki bir yerde bir tohumda bir durumda belki
belki o ses o yudum o yumuşak döşekler yeşil yeşiller
ben taş çekerim yılmam çamur kararım yol döşerim
bakarsın göneniriz gidip dönelim
ben yılmam taş çekerim çamur kararım ben
senin de gürül gürül saçların var nasıl olsa.
bir gözsüz kulaksız elsiz ayaksız güdük bir gün
bütün yitiklerim karalarım üstüste üstüste bütün karışıklığım
gelip geçtiğim macera şu kadar binler yıllık
şu kadar binler yıllık karalarım karışıklığım üstüste
usul usul insan insan ölüm ölüm üstüste
şu kadar güneş şu kadar su şu kadar su yılanı şu kadar düzen
ben sebepliyim denizlere aylara kavgalara umursuzluğa
bir maviyi durup dururken birine benzetiyorum
bir balığın ağzını anıyorum durup dururken
serinliyorum
ben üç yer tasarlamıştım üçü de sana bana uygun
biri günebakanlarda biri otuz yaşta birini sorma
birini sorma gün gelir ben söylerim
daha usta olurum daha yiğit o zaman söylerim
bu kırgın karanlığı bir ışıtalım ilkin
yeniden şehirler kuralım şimdikilerine benzeyen
baştan başlayalım susamlara ekmeklere denizaşırılarına
sevmelere
gidip dönelim
belki bir yerde bir tohumda bir durumda belki
belki o ses o yudum o yumuşak döşekler yeşil yeşiller
ben taş çekerim yılmam çamur kararım yol döşerim
bakarsın göneniriz gidip dönelim
ben yılmam taş çekerim çamur kararım ben
senin de gürül gürül saçların var nasıl olsa.
Turgut Uyar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)