6 Eylül 2026 Pazar

Şimdi ben nereden başlasam

 İnsanın tükenmişliği ile karşılaşması da anlık bir şey. Kapıya serçe parmağını vurmak gibi. Çıt.

Bilmiyorum ki neden etkileniyoruz böylesine bir anda? Çıt?

Neydi bizi olanla aramıza bağ kurduran şey ya da kesen toptan. Çıt!

Vivaldi İstanbul'da mı sahi? Kulağıma ilişen bu tını, anılarla aramdaki şuncacık mesafe, bir yanda geleceğime tutunuşum ama çok da tutunamayışım. Bu kadar merkezde olmaya yaşamı koklar gibi tutkuluyken, insanların hayatının sadece kıyısında duruşlarım, fazlasından korkuşlarım, isteyişlerim ama bir o kadar da kaçışlarım. Bunca karmaşa içinde kendime tutunmak zor gibi görünüyor değil mi? Değil. Çıt! heheh.

Tasarlanamayan o yerlerin korkusu mayaperest albüm kapağı gibi, vardır hocam bir yer, vardır. Uyar bile 3 yer tasarlamış hey yavrum.

Vadedilen tüm yerlerin de canı cehenneme bu arada.

Bugün bir yazıma denk geldim, "bırak kendini" koymuşum başına. İçeriği bırakanlar anladı. İnsan dibi de renklere boyayabiliyor bazen ya da şey diyosun: Sikeyim renkleri, böyle de olur.

Az'a tamah. Orospu çocuğu akepe. Bu da senin yüzünden.  (Sansüre gerek var mıydı, biz bizeyiz şurada)

Nasıl da korkuyoruz o savunmasız halimizden di mi? İncinmişin derler. Çıt.

Yaş 36 Emicim,

Bir çantaya yalnızca bir çekmece sığar, vadedilen. Aha! Çıt!

Aman ya. Anlaşılmak falan da değil artık derdim. Benliğim boyunu yüz yıl oldu aşalı.

Gitmek istiyorum artık.

Çıt.

18 Eylül 2024 Çarşamba

Tasarlanamayan üç yer

 Ahmet, ben geldim.

Orada mısın hala? Açık mıdır kapıların yoksa taşınmışmısındır?

Ahmet, ben geldim.

Kırıldım, yıkıldım, kendimin altında kaldım yine. 

Ahmet, ben gelebilir miyim sahi?

Bilir miyim gelmeyi, gitmeyi?

Yolları bilir miyim mesela? Kayboluşları, bulmuşlukları? Bilir miyim yahu, Ahmet?

Ahmet neredesin, tut beni artık.



"Berrak bir şekilde görmenin yolu hiç eylemde bulunmamaktan geçer." der acıbadem. Eylemsizlik hali. O malum noktada başarmak istediğimiz ama savrulmadan da duramadığımız ya da savruluyorsak da bir çaputa tutunmaya çalıştığımız o rüzgar aslında. İnsan nerede var olur ki tam anlamıyla? Olamıyor işte. Bir maskedir almış başını gitmiş. Çoğumuz kabul görmek için tırnaklarımızla dağlar kazıyoruz, açılmıyor o lanet yol işte.

Bir anlatış, iki duyuş, üç yakarış, dört gidiş.

Bitmiyor ki Ahmet.

(Oradasın değil mi? Buldun beni?)

İnsan yerini başta yadırgamıyor aslında, anlamaya çalışıyor. Cümleler, kelimeler, harfler, bitmek bilmeyen açıklamalarda boğuluyorsun. 

İnsan rahat da etmek istiyor. Kelimelerden minderler seriyorlar önüne, sere serpe uzanacağına, ölüyorsun.

Ya da ne biliyim, denize girmek istiyorsun mesela, soğuktur diyorsun, ayacıklarını değdirdiğinde, içini saran ıpılık bir örtü hissediyorsun. Açılıyorsun, açılıyorsun, açılıyorsun.. O suyun tekrar soğuyacağını unutuyorsun. Bir bakmışsın kıyıya bir yaşam kadar uzaktasın. 

İnsan boğularak ölmemeli.

(Ölüyorum Ahmet, görecek misin beni?)


Ben bir varoluş biçimi sevdim, iliklerime işledi. Sevilir de sandım yalan yok. Yalın bir tekdüzelikte güvende hissettiğim ama çoktan sifonu boylamış anların hissi kalmış bende. İnsan bazen kaybeder söke söke kazandıklarını. İsimsiz hükümdarlar, boktan isimler bulur birden hayatında. Şaşırırsın.

İçimi burkan bir sıkıntı var Ahmet. Bir sen anlarsın ama bulamadın beni. Düşünsel yolculuklar boyumu aştı. Ara ara baş edemediğim oldu da bu kadarını görmemiştim.

Evrildiğimiz yeri hiç sevmedim. Aramızda.

(Evrildiğim yerde misin ki Ahmet?)


Ayaklarım şimdi mi yere basmaya başladı? Şimdi mi görüyorum mesela? Olay görmek de değil, gördüklerini anlamlandırmak bir yerde. Üzerine tam da oturan böyle kıyafetler bulmuş anlamlarla da mücadele edemiyorum. 

Etmem de gerekmiyordur belki bir yerde.

Kabul etmem de gerekmiyordur.

Ne demişti acıbadem?

Eylemsizlik.

Bu sular nasıl durulur bilmem ama bulanıklıktan iyidir o taşın suyun en dibinde olduğunu görme hali.




Bu bir fark ediş yazısıdır, bir kimliği. 

Görüyorum. 

Artık

Biliyorum.


(Beni hiçbir zaman bulamayacaksın Ahmet. Kurtulamayacağım.)

 

30 Aralık 2022 Cuma

Otobiyografik kırıntılar

Üzerime giydiğim ama bir türlü tam gelmeyen; Kahretsin ki tam gelmeyecek olduğu gerçekliği değişmeyecek, biçimsiz insan kıyafetleri arasında boğuluyorum.

Ben kimdim? Nasıl güzeldim.. Neredeyim, ne oluyorum. Ol'uyor muyum?

2016 taslaklarını kurcalarken, nasıl anlatırım, ulaşırım, akarım sayfalara diye düşünürken, çat diye çıktı ilk cümle karşıma. Bu da değildi aslında aktarımım. Gün içerisinde Ümraniye- Beşiktaş yolunda bilmemkaç vesait değiştirirken, kulaklarıma çalınan notalardan sanırım ki Boğaz'da bıraktım kendimi. Tek kaçış bazen derse girmek oluyor. Çok ilginç Ahmet. Her adımda boşlukta savrulduğunu düşünürken pat diye kocaman gözleriyle bakanların sınıfına giriyorsun, ayakların yere basıyor, birden, öylece. Tutunuş bu kadar kolay aslında ama bir dal bulmak lazım işte.

Savruldu yirmilerim be Ahmet. Bir kitap ayracında bazen, bazen metro yolunda bir balıkçı amcada var oluyorum. Kendimi bulduğum yer metafizik bir yanılgı. Lakin yine de hissettiğim şey'in tarifi pek de mümkün olmasa da gerçek gibi. Gerçeği ararken geçtiğim bu yolların hiçbirinde ne doğruyu ne de huzuru bulabildim. Bunca yıl sonra hissettiklerimin alışılmışlığı var tabii, bilinmişliği, öğrenilmişliği. Nasıl yürüyeceğimi biliyor gibiyim mesela. Akışı, savrulduğum yeri, geldiğim ve gittiğim ufak kavşakları. Hepsini aldım yanıma, yıllandım. Güzeldi seneler tabii de ara ara aynı yere gelmek kısır bir döngüde sıkışmak gibi bir his yaratıyor bazen.

Ben buraya ne zaman gelsem yorgun gözlerim, morarmış dizlerim, kırılmış tırnaklarım oluyor. Bu da bir sığınma biçimi galiba. Nereye gideceğimi bilmemekten herhalde. 
Bugün metrobüs yolunda kulaklarımda İzmir için bir şarkı ilişiyordu. Neyini özlüyorum onu da bilmiyorum da. Çok nadir, çok nadir ama Ahmet, özlediğim bir şeyler var. Yanı başımda taşımak istediğim ama bir yerlerde kaybettiğim bir şeyler. Bir çok şeye uzun uzun kafa yorarım, bilirsin. Hepsi makul ve hepsi seçilmiş şeyler. Bazı yaşanılanların üzerinde düşününce sanki tüm şey'leri barındırıyor gibi geliyor. Oysa indirgemeyi öğrenmiştim. Fakat bu yollar, -yolun uzunluğundan bağımsız- başka geçişlere sebep oluyor.
Bugün 11 yaşında bir çocuğun ,70 yaşında bir amca ile denk gelmelerinin üstüne yaptıkları muhabbet eve gelme yolunu bulanıklaştırıyor işte. Eminönü'nde bir kaç balık tutmuş, oltası ve kovasıyla yürümekten yorulmuş evine gitme yolunda boş bir koltuk bulmuş, tırnaklarındaki siyahlıktan utanan, şansına küçüğün yanına oturan bu amca ve acayip akıllı sorular soran bu çocuğun iletişimi başlangıç ve gelinen yeri o kadar işledi ki beynime, gözlerimin dolmasına ve suratımdaki gülümsemeye engel olamadım. -eh her şey bir paradoks Ahmet, malum- Sahiden hassas insanlar için ne zor bir yer burası. Neyse, dahil de oldum konuşmaya pek tabii. Ufaklık siz 80 90'a kadar yaşarsınız bence dedi. 30 yıl ömrün var demiş doktorlar amcaya -30 yıl da ömür biçilir mi ne saçma, neyse- 13 yılı devirmiş, 17 yılı kalmış, nasıl yaşarsaymış işte o yıllar da. -Nasıl yaşanılır sahi böyle yıllar?- Çocuğun kocaman gözleri gözlerime işledi Ahmet, doldu taştı sel oldu. Tanrım bazı şeyler çok çok. 

11 yaş bir yerde
70 yaş bir yerde
Balık kokan kova istifini bozmamış
Balıkları gösterirken özür dileyen eller bir yerde. İnsan ellerinden utanmamalı Ahmet!!!

Düşüncelerimden uzaklaşıp dış dünyaya sırt çevirmem lazım böyle zamanlarda. Korunma mekanizması. Seçilimdir belki, yaşama iç güdüsü, bir nevi buna adapte olmak.. Belki, ne biliyim.  Düşünmenin yararsızlığının bir simgesiydi sanki o an, dayanma gücümün çanak yapraklarını bir bir koparıyordu zihnimden. Tohuma gidecekse irdeleme, başladığım yere varmak da zor.

Otuzdan sonra kendi derinimde olduğum yerde hiçbir şey bulamamanın sancısını yaşıyorum. Rasyonellik ve duygu arasında bitmek bilmeyen savaşlarımda, kendimi savunmak ya da aklamak her ne ise, mantık aramaktan yoruldum.

70 yılın yanında kalan şu kadarcık tecrübemle anladığım bir şey var, tüm argümanlar eylemsizliğin en doğru karar olduğunu gösterdi hep. Eh, böyle bir dünyada Özge olmak Ahmet, bilirsin. Bu uyuşukluk halinde yollarımı aramak, kendim için çaba harcamak, düşmekten korkarken çabalamayı bırakmak.. falan feşmekan.. var olduğum şu ömrün heykelini bilinçli bir şekilde yontmak, bir kılıf dikmek, zor bunca dinamiğim içinde. Oysa bildiğimden emin olduğum şeyler var.

İnmem gereken bir durakta, elinde kova ve oltasıyla, başında balıkçı şapkasıyla, 70 yaşında bir amca ruhuma ilişti iyi mi.. "iyi akşamlar hocam" diyerek bitirdi yolculuğu.. Aradaki 38 yılın anlamı yokmuşçasına..

9 Ocak 2022 Pazar

Beyaz peynir ve kurumuş ekmek

Eksik hissediyorum yine. Geriye dönüp baktığımda, onca dağ tepe aşmışım, ite kaka gelmişim işte şöyle günlere /zamanlara. Tükenmişim çokça. Dağılmışım. Dağıtmışım da ama. Gülmüşüm. Düşmüşüm. Kalkmışım. 

Parçalarımı da toplamışım, bırakmamışım etrafta öyle dağınık. Ama bir ben etmemişim ya. 

Eksik hissediyorum bugün. 

Eksilmiş daha çok.

-Buz da ister misin?

-Olur. 

27 Nisan 2021 Salı

Bir göçmen yurduna döner

Bilmiyorum içimde bu köpüren, dolup taşan şeyi nasıl anlatırım.

Ama yazmam lazım. Unutmamak için. 

Buradan gittiğimde kimdim, şimdi kim oldum, kimler kaldı, bilmiyorum. Fakat uzun uğraşlardan sonra, sonunda tekrar hesabımı kurtarabildim, sonunda tekrar içimi umarsızca dökebileceğim yere gelebildim.

Bugün, 4 yıl sonra, buradayım. 

Böyle bir baharda içime yaprak döktüm, ne güzel! 

Geldim. 

Buradayım.